Uncategorized

Esnaf olmayacaktım

05 Ekim 2026 · 11 dakika okuma

2026 işsiz kaldığımı zannederken, yoga rehberi olduğumu idrak ettiğim yıl oldu. “Arkadaşlar ben kurumsalı bırakıp esnaf olmak istemiyorum ki, bu yogayı işe çevirince uğraştığın şeylerin yarısı esnaflık!” gibi cümleler kuruyordum, yoga rehberliği yaptığımı öğrendiğinde “Sen de çok durmazsın buralarda…” diyen iş arkadaşlarıma. Hesaba katmadığım şey, kurumsalın beni bırakabileceğiymiş!

Bir beyaz yakalının en favori uzun hafta sonu tatillerinden biriydi 23 Nisan bu sene. Şirket perşembeyi pazara bağlamış; çarşamba günü bilgisayarı kapatıp pazartesiye kadar sıfırlanıyorsun. Mis! Üstelik liseden 23 yıllık arkadaşlarımla da ilk kez kız kıza bir tatil planlayabilmişiz sonunda. Nasıl cıvıl cıvıl döndüm ofise, Ege havası alıp gelmişim. Saat 11’de direktörümle yapacağım birebir toplantıda yıllık KPI’ları da sorarım diye düşünerek girdiğim toplantıdan, çalıştığım iş biriminin kapatılacağı ve artık şirketin hiçbir probleminin beni ilgilendirmeyeceği haberiyle çıktım. Büyük haberi vermesi için direktörümü uygun görmüşler, genel koşulları ve süreci konuşmak için İK beni bekliyormuş.

Saat 12’ye geliyordu, “Biraz daha beklesinler” dedim içimden. Yemeğe indim. Bak bu tavır, kendine sahip çıkmaktır. Zorlayıcı anlarda biraz düşünüp, kendine nefes alacak bir alan tanımaktır. Daha önce damdan düşmüş birilerini arayıp yol yordam sormayı aklına getirecek bir zaman yaratmaktır. Ben bunları büyüdükçe mi anladım yoksa yoga yaptıkça mı, başka yazılarda bol bol anlatacağım.

Ertesi gün ve sonraki birkaç gün, güneş gökyüzündeyken sosyalleşerek geçti. Sevgilimle yaptığım sahil yürüyüşleri, yakın arkadaşlarımla kahvaltı buluşmaları… Bütün bunlar hafta içi 8-5 arasında da yapılabilen şeylermiş. Öte yandan kurumsal hayatımın paralelinde devam eden bazı sorumluluklarım da sürüyordu. Aldığım bir yoga eğitimi, mezun olduğum üniversitemde mentor olarak katıldığım mentorlük programı, hayatıma bambaşka gözlüklerle bakmamı ve hatta bu satırları bu zihin akışıyla yazabilmemi sağlayan Rehberli Otobiyografi Buluşmaları (kısaca ROB – Bundan da bir yazıda özel olarak ayrıca bahsedeceğim) gibi dağınık portföyümde bir de her hafta çarşamba akşamı buluştuğumuz yin yoga grubum ile birlikte mayıs ve haziran aylarında yin yoga pratiği sunacağım yoga festivalleri için de hazırlık yapıyordum.

İlk birkaç hafta durumu işsiz kaldım cümlesiyle paylaşırken, çok geçmeden kendimi yeniden belli bir tarihe yetiştirilmesi gereken işlerle uğraşırken buldum. Mayıs ayındaki festivalin organizasyon ve destek ekibinde yer aldığım için festival öncesinde tamamlanması gereken bazı sorumlulukları aramızda paylaşmıştık. Bir yandan yoga pratiklerini de haftalık sunmaya devam ettiğimi görünce fark ettiğim şeyi ilk sevgilime söyledim: “Ben galiba işsiz değilim, yoga rehberiyim.”

Seni öldürmeyen şey

Son yıllar hiç kolay geçmemişti. Ailemde, çok sevdiklerimin büyük hastalıklarla savaşı ve zaferleri; çok sevdiğim dayımın ani kaybı; hayatın içinde, ilişkilerin içindeki zorlanmalar; ülkede ve dünyada her akşam 7’deki haber bültenine konu olan ve genellikle aynı saatlerde yediğim akşam yemeğini boğazıma dizen olaylar… Böylesine zorlayıcı deneyimleri taşıyabilmek ancak kendini iyi hissettiğin şeyleri de hayatına almak için çaba harcadığında mümkün olabiliyor. Benim için bu şeylerden biri yoga. Hani Nietzsche’nin çok ünlü bir sözü var: “Seni öldürmeyen şey güçlendirir.” diye. Belki de seni öldürmeyen şey, yogaya başlatıyordur?

Nietzsche ile tanıştığımda liseye gidiyordum, bir kitapta okumuştum ilk. Hani şu 23 Nisan’da tatile çıktığım arkadaşlarımdan birinin bana mutlaka okuman lazım dediği bir kitapta: Nietzsche Ağladığında. Irvin D. Yalom’un kurgu mu gerçek mi ayırt etmesi oldukça zor romanındaki hikayeleriyle birlikte psikolojiye olan ilgimi de keşfetmeye başladığım yıllardı. Aynı yıllarda bu ilgimi annem “Boş ver, psikolog olup da milletin derdiyle mi uğraşacaksın?” diyerek veto etmişti. Fakat anneciğim, senin o dediğin klinik psikolojiymiş ama daha da önemlisi milletin derdiyle uğraşmayan meslek yokmuş ki. Bunu bana niye o zaman söylemedin?

Nietzsche’nin de dediği gibi (şüpheli) yoga ile güçlenmem 2017’de Çeşmeköy’deki ilk yoga kampı sonrası başladı. Bu ayrıca anlatmam gereken bir hikaye aslında. Ama kısaca şöyle oldu: Çalışmaktan ve o zamanki ilişkimin içinde aşırı bunalmış halde bayram tatilinde kendime dinlenebileceğim bir aktivite ararken karşıma çıktı kamp ilanı. Henüz bir matım, havalı yoga kıyafetlerim yokken ilanda yazan telefonu arayıp konuştum Burcu ile ve kaydımı tamamladım. Burcu; adaşım, hocam, arkadaşım, yolumu açanım, koluma girenim.

Kampa gittiğimde hissettiğim şeyin tam tarifi: “Spor salonundaki yoga ise bu ne?” olmuştu. Toprağa basarak, çamların kokusunu duyarak, rüzgarı ve güneşin sıcaklığını tenimde hissederek yaptığım yoga gerçekten bambaşkaydı. Belki o kampa gitmesem, hayatımda yoga böylesine yer edinemeyebilirdi, kapalı alanlardaki sınırlı deneyimimle. Daha da yoğun bir deneyim ise uzmanlaşma programlarıyla birlikte geldi. İtiraf etmeliyim ki o ilk eğitime başlarken yoga rehberi olmak gibi bir hedefim yoktu. Yalnızca içinde olmayı sevdiğim bu alanla ilgili daha fazla bilgi ve deneyim kazanmak ilgimi çekiyordu. Fakat eğitim biterken tamamladığım ödevler içimdeki paylaşma keyfini ve hevesini ortaya çıkardı. Ve yaklaşık 4 yıl boyunca, kurumsal hayatıma devam ederken her hafta çarşamba akşamları buluştuğumuz yin yoga grubum benim alanda kalmamı ve kendimi geliştirmemi en çok destekleyen noktalardan biri oldu. Buradan ilk günden beri benimle olan Funda ve Bilgehan’a ve hemen etrafında oluşan çemberdeki Burcu, Sevgi, Aliye, Zeynep, Ayça, Deniz, Merve’ye teşekkürlerimi sunuyorum.

Bazen anneler de yanılır

Annemin psikolog olmakla ilgili vetosu da aklıma geldikçe gülüyorum şimdi. Kaçtığım yer neresiydi, vardığım yer neresi oldu? Gördüğün gibi bazen anneler de yanılırlar. Çünkü bazı annelerin çocukları iflah olmaz bir romantiktir ve insanların hayatlarına dokunarak var olurlar. İlişki kurarak… Bu ihtiyacını ister markalar için yaptığı araştırmalarla karşılasın, isterse yoga pratikleri sunup birebir temasa geçerek. İçinde sürekli soru soran, merak eden, arayan biriyle gezer çünkü bu kendisi de “insan” olan çocuklar. Bir dakika… Zaten annenin sözünde geçen “millet” de bu insanlardan başkası değildir ki?

Başkalarının derdiyle ilgili konuşulduğunda aklıma hep Küçük Prens’teki bir bölüm geliyor. “İnsanlar bu gerçeği unuttu, ama sen evcilleştirdiğin şeyden sonsuza dek sorumlusun.” diyordu Tilki, Küçük Prens’e. Başkalarını, başkası yapan ne? Ne olduğunda umursamaya başlamalıyız? İlla kitaptaki tanımıyla evcilleştirmek – yani zaman harcamak, emek vermek, bağ kurmak mı gerekiyor? Bence değil. Görebildiğimiz, hatta hissedebildiğimiz her varlıktan da sorumluyuz, olmalıyız.

O gece yüklenen yazılım

Sahi, bir şeyi görüp geçmek neden bu kadar zordu benim için? Eskiden değildi. Bir günde mi oldu emin değilim ama fark ettiğim bu değişimi ilk annemle paylaştığımı hatırlıyorum, 12-13 yaşlarındaydım. Örneğin evin içindeki koridorda, oturma odasının kapısının önünden geçerken koltukta olması gereken kırlentin yerde olduğunu gördüğümde içeri girip koltuğun üstüne geri koyma dürtüsünü garip karşılamıştım. Bir kere, iki kere, üç kere benzer bir dürtüyle karşılaşınca annemle paylaştım, bakıp da geçemiyorum düzeltmek istiyorum diye. “Büyüyorsun, sorumluluk alıyorsun.” demişti gururla. Demek ki sorumluluk almak iyi bir şeydi. O gece uykumda yazılım yüklendi.

Bu yazılımın bana kazandırdığı hediyem ve lanetim, yani sorumluluklara doyamayışımla, yoga konusunda da işin bir sürü boyutunu art arda ve bazen aynı anda gözlemleyecek ve deneyimleyecek durumlar yaratıyordum. Girip çıktığım bu durumların içinde bir iş olarak yoganın mutfağını, tezgâhını, vitrinini, kasasını, vergisini, algısını görebilme şansım oldu. Yoga programlarına asistanlıklar, dijital bir içerik platformunun operasyonu, kurumsalın yanında haftalık istikrarım Yin Bi’ Mola grubum, yıllık izinlerime sığdırdığım yoga tatili organizasyonlarım…

Vestiyerdeki şapka

İşte böyle hem 530+ saat uzmanlaşma programına devam ederken hem de bir yandan yoga pratiklerimi sunarken, mutfaktaki deneyimleri de harmanlayıp kendi ellerimle başımın üstüne bir çatı koymuşum. Mesleğimi sorduklarında pazarlama araştırma uzmanı diyordum. Sonuçta 15 yıldır farklı firmalarda aralıksız sürdürdüğüm bir işti bu. O yüzden son çalıştığım yer bana veda edene kadar farkında değildim yoga rehberi şapkamın. Veya takmıyordum pek diyelim, vestiyerde bekliyordu. Tıpkı kendimi layık görmediğim “psikolog” unvanım gibi, kapı gibi lisans diplomama rağmen! İçimdeki sesi dinleyerek üniversitede bambaşka bir alanda eğitim görürken psikoloji lisansımı tamamladım, uzmanlaşmaya devam etmedim ve kendime çok sevdiğim “Neden?” sorusunu sorarak para kazanabileceğim bir iş buldum. Ama bak sonra yine ne oldu? Yıllar geçince yoga ile yeniden insana yakından temas edecek başka bir yol buldum. Üstelik yin yoga ile. Üstelik diyorum çünkü benim bu onca çaba, azim ve sorumluluk tablomun yanında yin yoga tam bir sığınağa dönüşüyor. Bedenimden bütün talebimi geri çektiğim, bedenin kendi isteklerini ve sinyallerini duyabilmeye başladığım bir buluşma anı, kendimle. En basit haliyle aktif çabayı bir kenara bırakınca matın üstünde sinir sistemi gevşeme moduna geçiyor; pozlara yerleştikçe etki eklemlerin çevresindeki bağ dokuya ve derin fasyaya ulaşıyor. Paylaştığım pratiklerin temelinde de bu anlayışa yer veriyorum: Şimdi bedenden talebi çektiğimizde, burada ne oluyor? Belli bir bölgeyi hedefleyerek girdiğimiz poza nasıl daha rahat yerleşiriz? Bedenden gelen sinyalleri dinleyerek yoga yaptığımızda ne değişiyor?

Bu soruların peşine artık yarım zamanlı düşmüyorum. Vestiyerde bekleyen şapkayı aldım, taktım. 2022’den beri kurumsalın yanında taşıdığım Jigyasu Yoga’yı, kendi işim olarak kuruyorum. Jigyasu, soran, merak eden kişi demek. Haftalık buluşmalarımız yine devam ediyor. Yanına birebir pratikler, atölyeler, kamplar ve festivaller eklenip paylaştıklarımız çoğalıyor. Bir de kurumsalı içeriden bilen biri olarak ekipler için ofis yogası sunuyorum. Belki yıllar önce bir kampta ya da bir atölyede yolumuz kesişti ve sonra haberleşemedik. Belki de bu yazı sana bir arkadaşın aracılığıyla ulaştı ve henüz tanışmıyoruz. Hangisi sana uyuyor bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Eğer birlikte yoga yapmak istersen ilk pratik benden.

Kurumsalı bırakıp esnaf olmayacağım diyordum, evet. Ama kurumsal beni bıraktı, ben de dükkânı açtım. İstediğin zaman yogaya, hiç olmadı bir kahveye ve sohbete beklerim.

jigyasuyoga@gmail.com

Yin Yoga Eğitmeni — Jigyasu Yoga

← Happier living and other effects of a yoga practice